Roman Yazmayı Denemek 114 (Bir Romanı Yazamama Hikâyesi)
Bu bölümde bir roman yazamama hikâyesi anlatmak istiyorum. Üstelik sıradan bir yazamama hâli değil: müthiş bir hikâye anlatıcısının, bir romanı bitirememesinin hikâyesi.
![]() |
| Patrick Rothfuss |
Patrick Rothfuss’u biliyor musunuz? Fantastik edebiyata uzaksanız adını ilk kez duyuyor olabilirsiniz. Ama eğer bu dünyanın içindeyseniz, onun ismi neredeyse kaçınılmaz: Rothfuss, modern fantastik edebiyatın en önemli yaşayan temsilcilerinden biri sayılıyor. Üstelik bunu yalnızca iki romanla başardı.
İlki 2007’de çıkan Rüzgârın Adı (The Name of the Wind), ikincisi ise 2011’de çıkan Bilge Adamın Korkusu (The Wise Man’s Fear).
Ben bu seriyle 2015 civarında tanıştım, 2017 gibi de okudum. O dönemlerde zaten aşırı popülerdi. Forumlarda, eleştirmenler tarafında “ilk üç-beş”in içine mutlaka giriyordu. Ama ben kitabı büyük bir hayal kırıklığıyla bitirdim. Çünkü beğenmemiştim.
Üstelik “beğenmemek” dediğim şey, kötü bulduğum diğer romanlardaki gibi basit bir durum değildi. Bu kitaplarla olan derdim tezatlıklardı. Rothfuss’un dili korkunç derecede iyiydi. İnanılmaz bir anlatıcıydı. Kitabın özenle yazıldığı her sayfada hissediliyordu. Geriye dönüp bir kere bile yeniden okumadım ama buna rağmen 8-9 yıl önce okuduğum bu romanların betimlemelerini hâlâ hatırlıyorum.
Bir yazarın ilk romanında yaklaşık 700 sayfalık bir işe girişmesi başlı başına bir tuhaflık zaten. Hem yazar için kolay değildir, hem yayınevi için. Pek çok yayınevi ilk kitapta böyle bir hacmi görünce kısalt der, hatta doğrudan reddeder. Ama Rothfuss bunu başarmıştı. Çünkü çok netti: bu hikâyede anlatım her şeydi.
Sonra ikinci kitaba başladım ve ikinci şok geldi: Dil yine lirildi, yine özenliydi, hatta daha da rafineydi. Çok iyi bulduğumuz edebiyat eserlerinde bile bunu hakkıyla yapan yazar sayısı azken, fantastikte böyle bir metin görmek ayrı bir keyif veriyordu.
Ama sonra…
Yaklaşık 700 sayfa olan ilk kitap, yaklaşık 1000 sayfalık ikinci kitapla birleşince sabrım taşıp patladı. Çünkü ortada şöyle bir durum vardı: Hikâyenin kendisi yoktu.
Serinin girişinde bize bir çerçeve veriliyor: günümüzde geçen bir anlatı var ama aslında geçmişin hikâyesini dinliyoruz. Ana karakter Kvothe, tüm geçmişini üç gün boyunca anlatıyor. Böylece Rothfuss aslında “üç gün = üç kitap” olacak şekilde bir kurgu planlamış. Fakat ikinci kitabın sonunda acı bir gerçek oturuyor:
İlk kitabın başında “şunlar oldu, krallıklar yıkıldı, devasa olaylar yaşandı” diye vaat edilen büyük kırılmaların neredeyse hiçbiri gerçekleşmedi.
Biz hâlâ o büyük olayların kıyısına bile varamadan, hikâyede çok daha küçük ağırlığı olan sahnelerde sayfalar harcamıştık. Kamp gibi bölümlerde, yolculukların detaylarında, yan karakterlerin gündelik ritimlerinde yüzlerce sayfa geçmişti. Rothfuss diliyle bir gösteri yapıyordu, evet — ama bu gösterinin ana hikâyeyi ne kadar beslediği şüpheliydi.
Ben bu seriye başlarken, “3. kitapla bitecek” bilgisine güvenerek başladım. İlk kitabı bitirdim, “tamam” dedim, “asıl hikâye ikinci kitaptadır.” Sonra ikinci kitap bitti ve “asıl hikâye” hâlâ ortada yoktu. O zamanlar tartışmayı da sevdiğim dönemlerdi. Forumlarda bu seri bitmeyecek diye onlarca tartışmaya girmeye başladım. Bitse bile, vaat ettiği şekilde bitmesi imkânsızdı.
Çünkü rakamlar yalan söylemiyordu. 1700 sayfada bu kadar küçük bir alan anlatılabildiyse, 3. kitap 1000 sayfa olsa bile ne kadarını toparlayabilecekti? Kurgudaki bu hızla 3000 sayfa falan olması gerekiyordu. 3000 sayfalık bir üçüncü kitap zaten yayımlanamaz. “Part 1–Part 2” diye bölse bile o başka bir şeye dönüşür.
O yıllarda bunu daha çok sayısalcı bir kafayla düşünüyordum. Henüz ciddi bir yazma girişimine bulaşmamıştım. Ama yıllar sonra Rothfuss’un blog yazılarını ve açıklamalarını okudukça bunun sadece matematik olmadığını fark ettim.
Bu, aynı zamanda bir yazamamanın, çıkmazlarda kalmanın ve çaresizlik psikolojisinin kronolojisiydi.
Rothfuss’un Yazamama Serüveni (Kısa Kronoloji)
2007–2008
Rothfuss, üzgün bir duyuru yapıyor: annesinin kanser olduğunu söylüyor ve moralinin kötü olduğunu anlatıyor. Bu süreçte aynı zamanda hayatının değişmesinden bahsediyor: Yıllarca hobi gibi yürüttüğü şeyin bir anda dünya çapında bir başarıya dönüşmesi, beklenti ve baskı yaratıyor.
Bu noktada ikinci kitabın önemli bir kısmının yazılı olduğu biliniyor. Yani ilk iki kitap için toplamda uzun yıllara yayılan (yaklaşık 14 yıllık) bir hazırlık geçmişinden söz edebiliriz.
2011
İkinci kitap yayımlanıyor. Rothfuss, üçüncü kitabın kısa sürede gelmeyeceğini, uzun zaman gerekeceğini söylüyor. Hatta “kaba taslak” seviyesinde olduğundan, karmaşık olduğundan ve kendini yetersiz hissettiğinden bahsediyor.
2014
Aynı evrende geçen bir yan kitap yayımlıyor: The Slow Regard of Silent Things (Sessizliğin Müziği). Bu kitap ana hikâyenin devamı değil; daha çok evren içi bir yan anlatı.
2013–2014
İkinci kez baba oluyor. Bir süre çocuklarına odaklanacağını söylüyor. Ardından psikolojik olarak iyi olmadığını, aşırı mükemmeliyetçilik nedeniyle sürekli baştan yazmaya başladığını, sürekli geri döndüğünü anlatıyor.
(Yaklaşık 5 senedir bir roman yazmaya çalışan biri olarak bu bana korkunç tanıdık geliyor.)
2017–2018
Bir diğer ağır darbe geliyor: babası vefat ediyor. Rothfuss blog yazılarında okuyucularıyla bağının koptuğunu hissettiğini, konuşmakta zorlandığını, bu dünyada neşe bulmakta zorlandığını söylüyor. Çok fazla oyun oynadığını, bunun aslında bir kaçış hâline geldiğini de açıkça anlatıyor.
2020: Editör Krizi
2020’de en büyük kırılmalardan biri yaşanıyor: Rothfuss’un editörü Betsy Wollheim, Facebook yorumlarında “3. kitaptan tek kelime görmedim” minvalinde bir açıklama yapıyor. Hatta Rothfuss’un yıllardır hiçbir şey göndermediğini söylüyor.
Bu olay “Nasıl yani, hani revizyon yapıyordu?” tartışmasını doğuruyor. Kimilerine göre bu, kitapla ilgili hiçbir şey yazılmadığı anlamına geliyor. Kimilerine göreyse Rothfuss gibi biri için bu normal: Bitirmeden editöre hiçbir şey göndermeyecek kadar mükemmeliyetçi olması çok muhtemel.
2021–2023: Twitch Dönemi
Rothfuss aktif bir şekilde Twitch yayınlarına başlıyor. Witcher, Divinity gibi rol yapma ağırlıklı oyunlar oynuyor. Ben de o dönem yayınlarını izliyordum, chatten katılıyordum. Kitaplarını sevmesem bile, gerek bağış kampanyalarıyla, gerek babalığını gördüğümüz küçük anlarla saygı duymaya devam ettiğim bir yazar olarak devam ediyor.
2021–2022: “Bölüm Sözü” ve Büyük Hayal Kırıklığı
En büyük kriz bu dönemde patlıyor.
Rothfuss yıllardır üçüncü kitapla ilgili net bir ilerleme paylaşmıyorken, Worldbuilders üzerinden yaptığı hayır işi yayınlarından birinde bir anda somut bir vaat veriyor. Yayın sırasında bağış hedefleri koyuyor:
333.000 dolar toplanırsa, Doors of Stone’dan prologu canlı yayında okuyacak.
666.000 dolar toplanırsa, kitabın içinden tam bir bölümü paylaşacak. Üstelik bu bölümün öylesine okunmuş bir şey olmayacağını; profesyonel seslendirme, hatta birden fazla seslendirmeyle “tam prodüksiyon” bir iş olacağını söylüyor.
O an internetin tansiyonu bir anda yükseliyor. Çünkü bu, yıllardır “bir şeyler yazıyor mu?” şüphesiyle yaşayan koca bir kitle için ilk defa ölçülebilir ve bağlayıcı bir söz demek.
Ve tahmin edileceği gibi bağışlar yağmaya başlıyor.
Önce 333 bin dolar barajı kısa sürede geçiliyor ve Rothfuss, Twitch’te canlı yayında prologu okuyor. O an gerçekten tarihi bir an gibi yaşanıyor. Çünkü ilk defa üçüncü kitaptan yeni bir metin duyuyoruz. Bir anlığına bile olsa, bu evren yeniden nefes alıyor.
Ama asıl kırılma ikinci hedefle geliyor.
Bağışlar durmuyor, 666 bin dolar da geçiliyor. Hatta bununla da kalmıyor: kampanya büyüyor, rakamlar ilerliyor ve bir noktada toplam bağış 1.2 milyon doları bile geçiyor. Artık mesele yalnızca “bir bölüm okur mu” değil; Rothfuss’un yıllardır ördüğü sessizlik duvarının gerçekten yıkılıp yıkılmayacağına dönüşüyor.
Rothfuss bu noktada net bir söz veriyor:
“Bir tam bölüm” en geç 2022 Şubat’a kadar paylaşılacak.
Ama…
Şubat geliyor, geçiyor.
Bölüm yok.
Aylar geçiyor. Yine yok.
Sonra yıllar geçiyor. Hâlâ yok.
Bugün 2026’dayız ve o vaat edilen bölüm hâlâ yayınlanmış değil. Bu yalnızca bir gecikme değil artık. Bu, okuyucu tarafında geri dönüşü çok zor olan bir kırılma yaratıyor. Çünkü ilk defa doğrudan bir söz vardı. İlk defa hayran kitlesi sadece umut etmiyor, aynı zamanda bir şeyin olacağına inanıyordu. Ve o inanç, belki de en ağır şekilde burada parçalandı.
2023
2023’te bir ara kitap daha çıkıyor: The Narrow Road Between Desires.
Bu da aslında yeni bir ana hikâye değil; daha önce yayımlanan “The Lightning Tree” adlı kısa hikâyenin genişletilmiş bir versiyonu.
Rothfuss son bloglarından birinde kendisine ADHD teşhisi konduğunu, odaklanamadığını, hikâyeyi toparlayamadığını; sürekli baştan yazıp yeniden kurguladığını söylüyor. 2023’ten itibaren blogda da Twitch’te de uzun süreli bir sessizlik başlıyor. Artık blog yazılarına gelen yorumlar “Pat selam, nasılsın?”, “Geçiyordum yazmak istedim”, “Umarım her şey yolundadır” cümleleriyle dolup taşıyor.
Peki Geriye Ne Kalıyor?
Geriye dönüp baktığımda Rothfuss hâlâ inanılmaz etkileyici bir yazar olarak orada duruyor.
Belki bir gün gerçekten şaşırtacak ve bu seriyi tamamlayacak. Belki yıllar sonra başka bir yazar tamamlayacak. Belki de J.D. Salinger ya da Harper Lee gibi az yazıp efsane kalan isimlerle birlikte anılacak. Bilmiyorum.
Ama her ne kadar bu seriye duygusal bir bağım olmasa da, ben yine de şunu görmek isterdim:
Bu yazma serüveninin, en azından onun için, mutlu bir sonla kapanmasını. Okuyucularla olan bağını tekrardan kurabildiği, evrenine sonunu getirebildiği, dünya çapında ünlü olmadan önce bir hobi olarak devam ettirdiği bu hikayeyi tamamlayabildiği bir son.


Yorumlar
Yorum Gönder