Roman Yazmayı Denemek 111


10 interesting facts about the F1 movie | Augustman Singapore
F1, dir. Joseph Kosinski


Not: Bu bölümün büyük bir kısmını 2025'in başında yazmıştım ama yayınlama fırsatım olmamıştı. Geç de olsa yayınlamak istedim.

Üretilen eser, çoğu zaman üretenin ruhunun bir yansıması olarak görülür. Bir yazar korku hikâyeleri yazıyorsa, onu tanımayan biri muhtemelen onun gerçek hayatta da karanlık, kasvetli biri olduğunu düşünebilir. Ya da rengârenk animasyonlar yapan bir yönetmeni neşeli, sevecen, hayata pozitif bakan biri olarak hayal edebilir. Ancak işin aslı, bu beklentilerin bazen tersine çıkmasıdır.

Hans Zimmer, Anything You Wish You'd Done Differently?

Örneğin, Junji Ito. Japon korku edebiyatının en tanınmış isimlerinden biri. Eserlerindeki grotesk ve tedirgin edici atmosfer, okuyucuya yazarının da karanlık bir zihne sahip olduğu izlenimini verir. Fakat gerçekte Junji Ito, güler yüzlü, sakin, hatta hayranlarıyla sohbet ederken çocuk gibi heyecanlanan biri. Kendisinin de sıkça söylediği gibi, bu hikâyeler onun için “kendi korkularını ve zihnindeki karanlığı güvenli bir şekilde dışarı atma” yoludur. 

Diğer yanda Hayao Miyazaki var. Filmlerinde büyülü dünyalar, canlı renkler, umut dolu karakterler görürüz. Totoro’nun sevecen gülüşü, Chihiro’nun büyüme hikâyesi, Ponyo’nun saf coşkusu… Fakat Miyazaki’nin iş ortamındaki ciddiyeti, zaman zaman baskıcı bir tavır sergilediği söylemleriyle bilinir. Renkli hayal gücü, onun iş disiplinine ve mükemmeliyetçiliğine gölge düşürmez; tam tersine, o hayal gücünü inşa etmek için ne kadar sıkı çalıştığını gösterir.

Stephen King ise başka bir örnek. Korkunun modern ustası olarak tanınır. Romanlarında vahşet, psikolojik gerilim ve karanlık insan doğası işlenir. Ancak röportajlarında sıklıkla esprili, alçakgönüllü, hatta kendi kendisiyle dalga geçen bir dil kullanır. Yazmak, onun için korkularını evcilleştirme yöntemidir. 

David Lynch de benzer şekilde, rüyalar ile kâbusların arasındaki o tekinsiz sınırda eserler üretir. Twin Peaks’in tedirgin edici atmosferi, Blue Velvet’in alt metinleri, Mulholland Drive’ın bilinçdışı kurgusu… Hepsi izleyicinin zihnine yerleşir. Fakat Lynch, özel hayatında sakin, mizahi yönü güçlü ve pozitif bir insandır. Meditasyonla ilgilenir, hayatın küçük anlarını sever. Onun eserlerindeki karanlık, içsel huzurunu kaybetmiş olmaktan değil, insan doğasının o gölgeli tarafını anlamak istemesinden gelir.

Belki de en çarpıcı örneklerden biri Robin Williams’tır. Onu izleyen herkes, kahkaha atan, enerjik, daima pozitif bir adam görürdü. Fakat özel hayatında derin bir melankoli, depresyon ve içsel çatışmalar yaşadığı bilinir. Onun komedisi, yalnızca başkalarını güldürmek değil, kendisini de hayata tutundurmanın bir yoluydu. 

Eser ile kişilik arasındaki bu terslik, birkaç psikolojik sebeple açıklanabilir. İnsan, içinde taşıdığı duyguları doğrudan yaşayamadığında veya ifade edemediğinde, onları sanat yoluyla dışa vurarak bir tür duygusal dengeleme sağlar; korku yazarı güleryüzlü olabilir çünkü tüm korkularını kâğıda dökerek zihnini arındırır. Zihindeki en karanlık, en tuhaf ya da kırılgan bölgeleri gerçek hayatta yaşamak riskliyken, sanat bu alanları güvenli bir şekilde keşfetme fırsatı sunar. Kimi sanatçılar ise eserlerinde bilinçli olarak kendilerinden çok farklı bir ton yaratarak hem kendilerini korur hem de izleyiciyle farklı bir düzlemde buluşur. Hayatın bir ucunda deneyimlenen şey, diğer ucunda bambaşka bir formda ortaya çıkabilir.

LA CHIMERA - Official HD Trailer (2024) - A film by Alice Rohrwacher
La Chimera, dir. Alice Rohrwacher

Peki ben ne yapıyorum yazdığım kitapta?

Yazmakta olduğum kitap da aslında bu ikiliği taşıyor. Pozitif taraf ve negatif taraf olarak ikiye ayırıyorum: Hayaller ve Kâbuslar.

Hayaller ve kabuslar hikayenin farklı noktalarında kendilerini gösteriyor. Bir karakterin gözünden, güzellikler ve umut dolu anlar hayaller kısmını oluşturuyor. Diğer karakterin gözünden ise korkular, endişeler ve bilinçaltının gölgeleri kâbuslar kısmını. Bu sayede, aynı dünyanın hem ışığını hem de karanlığını göstermeye çalışıyorum.

Kâbusları yazmayı bitirdim. İlginç olan, son kâbusu yazma niyetim yoktu. Ta ki bu hafta başına kadar… Pazartesi günü gördüğüm bir rüya, bugün bir arkadaşımın anlattığı çocukluk anısıyla birebir örtüştü. Yirmi yıl önce yaşamış olduğu, basit gibi görünen ama onu hâlâ etkileyen bir olay… O kadar ortak ve güçlü bir duyguydu ki, anlatırken sanki tekrar yaşıyordu. Ben de kâbuslar bölümüne eklemeye karar verdim. İlginç bir rastlantıydı.

Onun dışında bu seriye uzun bir ara vermişim. İş, start-up ve okul derken yazmaya da çok az vakit ayırabiliyorum ama devam ediyorum. Bir yandan da sinemaya ve edebiyata çok az vakit ayırabildiğimden aslında beni besleyen şeylerden de uzak kalmış oldum. Bu sene çok fazla korku filmi izledim. Together, Weapons, 28 Years Later, Bring Her Back ve fazlası. Aralarında çok fazla beğendiğim yok. Sinners sinematik açıdan güzel sahnelere sahipti, özellikle müzik sahnesi.

Sinners, dir. Ryan Coogler

F1 yılın en çok beklediğim filmiydi. Yakın arkadaşlarım Joseph Kosinski'yi ne kadar çok sevdiğimi bilir. TRON: Legacy hayatımda en çok izlediğim film olma özelliğini taşıyor. Küçükken bana motosiklet sevgisi aşılayan bir filmdi. Bu sene daha da geç kalmayayım diye sonunda kendime bir Yamaha R3 aldım. Çok da memnunum. Filme dönecek olursam beklentimin altında kaldı. Eğlenceli bir film, teknik olarak çok başarılı ama Top Gun Maverick ile kıyaslayınca sanki aynı filmi tekrar izliyor gibiydim ama senaryo olarak içi boşaltılmış bir hali gibiydi. 

David Fleming, Your Choices, Your Actions

Superman çıkana kadar çok arada bırakan bir filmdi. İzledim ve beğendim. Yeni Superman'den razıyım. Filmin verdiği mesajları da beğendim. "Kindness is the new punk rock." Bu fikre bayıldım, böyle de düşünüyorum son birkaç yıldır. Film olarak çok fazla eksik noktası da var ama yolun doğru olduğunu düşünüyorum. Devam ederse eski DCU'nun düştüğü hatalara düşmeyecek gibi duruyor. Umarım görürüz.






Yorumlar

Popüler Yayınlar