 |
| Sahilde Kafka, Haruki Murakami |
Yazarken nerede duracağını bilmek zor
bir mesele. Yazan için her şey çok açık bir şekilde ortadayken üçüncü
bir şahıs için öyle olmayabilir. Nitekim bu şahıs tamamen yabancı ise
öyle olacaktır da. Yazmayı seven biri olarak sevdiğim şeyleri anlatmayı da seviyorum ve bunları kullanmak istiyorum. Kimi zaman etkileyen
yazarları, kimi zaman filmleri, müzikleri ve hatta oyunları. Bir yazarın
başka bir yazardan alıntı yapması çok olağan bir şeydir. Zaten çok
okuyan insanlar bir noktadan sonra kendilerini alıntı yaparken bulurlar.
Son 100 yılda ise artık filmlerin ve müziklerin de alıntılandığını
görüyoruz. Yakın zamanda Sahilde Kafka okumaya başladım ve Murakami
durmamış, yazmış da yazmış. Senfoni anlatmaya başlamış. Kafka'yı
yazmamış sadece, öykülerini de kendi kurgusu içinde açıklamaya çalışmış.
İşin gerçeği ben de benzerini yapıyorum. Sevdiğim şeyleri mutlaka
kurgunun içine yerleştiriyorum. Ama bunlardan ne kadar bahsetmem
gerektiği zor bir mesele. Örneğin bir Yaşar Kemal alıntısı yapmak ile
bir Deus Ex alıntısı yapmak aynı şey değil. Çünkü bunların alıcısındaki
ortak kümede az insan var. Geride kalanlar için ikisinden biri bir şey
ifade etmeyecektir. O noktada da bunu bir şekilde okuyucuya açıklaman
gerekir. Neyi ne kadar anlatman gerektiği, kurguyu bozmadan bunun
şartlarını hazırlamak zor bir mesele.
 |
Sahilde Kafka'dan bir sahne. Çizerini bilmiyorum ne yazık ki.
|
Bir
diğer mesele ise Sahilde Kafka okurken yeniden fark ettiğim bir metnin akıcı
olması, bir yabancıyı bile kendine çeker. Kafka'ya yabancı değilim, aksine
yazdıklarını en az Murakami kadar okuduğumu düşünüyorum, fakat Sahilde
Kafka okuyan diğer insanlara baktığımda metaforlar onlar için bir şey
ifade etmese de, hikâyenin alt metinleri ulaşmamış bile olsa kitabı
sevdiklerini söylüyorlar. Murakami'nin birinci şahıs anlatımı ile
sağladığı bu akıcılık tek başına övgüye layık. Sık sık kendi yazdığım
kitabın ne kadar akıcı olup olmadığını kontrol ediyorum. Bazen belirli
bir ruh halinin bile yanıltabileceğini düşünüyorum. Örneğin üzgün bir
ruh halinde yazdığım bir sayfanın, mutlu bir anımdayken okuduğumda aynı
hissi oluşturup oluşturmadığı önemli bir mesele benim için.
 |
Yine Sahilde Kafka'dan.
|
Müzik
dinlerken yazmak ise korkunç yanıltıcı olabiliyor. Müzik çok fazla
boşluk dolduruyor. Müziksiz okuduğum zaman yazarken hayal ettiğim
duyguların orada olmadığını görüyorum. Baştan yazmam gerekiyor. Yine de
müzik dinlemek kuşkusuz bir şekilde hayal kurmak için iyi bir
tetikleyici. Geçenlerde ilginç bir şey yaptım ve bu sefer bir konserde
yazmayı denedim. Aynı şekilde hikâye de yüksek sesli müziğin çaldığı bir
ortamda geçiyordu. Şimdi geriye dönüp yazdığıma baktığımda hiç de fena
olmadığını düşünüyorum. Hatta o gün o konserde yazdığımı kitapta
kullanacağım. Yaz geldiğinde bitirmiş olmanın ve çevremdeki insanlara
yavaş yavaş okutmaya başlamanın hayalini kuruyorum.
 |
Gittiğim konserden çektiğim bir fotoğraf.
|
Yorumlar
Yorum Gönder